Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara



(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 160
» Son Üye: osman75
» Toplam Konular: 2,744
» Toplam Yorumlar: 3,161

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 34 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 33 Ziyaretçi
Google

Son Aktiviteler
Soru ve Cevaplarla Porsiy...
Forum: Sağlıklı Beslenme
Son Yorum: melekcan
16/08/2019, 22:48
» Yorumlar: 0
» Okunma: 3
Kefir Sağlığımızı Nasıl G...
Forum: Sağlıklı Beslenme
Son Yorum: melekcan
16/08/2019, 22:30
» Yorumlar: 0
» Okunma: 3
e okul vbs giriş
Forum: Kadın Modası
Son Yorum: Laplace
16/08/2019, 20:46
» Yorumlar: 0
» Okunma: 4
e okul vbs
Forum: Kadın Modası
Son Yorum: Laplace
16/08/2019, 20:39
» Yorumlar: 0
» Okunma: 3
Bayan Ayakkabı
Forum: Kadın Modası
Son Yorum: Laplace
16/08/2019, 20:22
» Yorumlar: 0
» Okunma: 4
Kadın Ayakkabı ve Bayan A...
Forum: Kadın Modası
Son Yorum: Laplace
16/08/2019, 20:06
» Yorumlar: 0
» Okunma: 3
banko kupon
Forum: Kadın Modası
Son Yorum: Laplace
16/08/2019, 19:43
» Yorumlar: 0
» Okunma: 3
banko maçlar
Forum: Kadın Modası
Son Yorum: Laplace
16/08/2019, 19:33
» Yorumlar: 0
» Okunma: 4
iddaa tahminleri
Forum: Kadın Modası
Son Yorum: Laplace
16/08/2019, 19:22
» Yorumlar: 0
» Okunma: 3
seks shop
Forum: Kadın Modası
Son Yorum: Laplace
16/08/2019, 19:03
» Yorumlar: 0
» Okunma: 4

 
  Manyetik Alan Tedavisi
Yazar: umay - 14/10/2018, 21:40 - Forum: Alternatif Tıp - Yorum Yok

Magnetoterapi, doğal ve hassas bir tedavi şekli olan manyetik alan etkileşimine dayanan yani girişimsel olmayan fiziksel bir tedavi metodudur.  Bu doğal metod aynı anda bir çok hastalığın tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Tedavide oldukça geniş bir uygulama alanı olması, kolay uygulanabilirliği, doğal bir metod oluşu ve yan etkisi olmaması, magnetoterapiyi oldukça önemli kılmaktadır.Teknolojiyle birlikte şehir hayatı, insanların toprakla temasını azalttığı gibi elektromanyetik kirlilik ortamı da mu doğal manyetik alanla olan temasları defektlere uğratmıştır. Kalp krizi yaşlarının 20’li yaşlara düşmesi, bağışıklık sistemlerinin çöküşü, sık hastalıklara maruz kalma, beyin kanamaları sıklıklarında artışlar ve de kanser olgularında görülen tırmanış bu nedenlerle ortaya çıkmıştır.Bu durum göz önüne alınarak 200 Bin insan üzerinde bu suni manyetik alan ile ilgili çalışmalar insan

vücuduna ihtiyacı olan bu doğal manyetik alan tatbik edildiğinde bağışıklık sistemlerinin kuvvetlendiği,enerji dengelerinin normal ve doğal sınırında tutlduğu,hücrelerin kirli ve bulanık denizdeki balıklar gibi fonksiyon görmekteyken, berrak ve temiz denizdeki balıklar misali bir canlılık kazandığı tespit edilmiş ve 1998 de modern tıp hizmetine sunulmuştur.
Elektrosmog adı verilen teknolojinin beraberinde getirdiği elektromanyetik kirlenme, insan sağlığını tehdit eden ciddi unsurlardan birisidir.Yüksek gerilim hatlarından cep telefonu dalgalarına,radyo ve tv dalgalarından ev ve iş yerlerindeki bilgisayar ve elektrikli diğer eşyaların yaydığı elektromanyetik dalgalara kadar, maruz bulunulan elektromanyetik kirlenme sosyal yaşam ortamında hemen heryerde sağlıksız bir atmosfer yaratmaktadır.Magnetoterapi teknolojinin beraberinde getirdiği bu elektromanyetik kirlenme ortamının insan vücudunda oluşturduğu zararlı etkileri ortadan kaldırarak doğal ve kirlilikten arındırılmış bir ortam koşulu oluşturur..
Tüm bu etkilerinin yanında, magnetoterapi,etki mekanizmalarının da bir sonucu olarak günlük zindelik, cinsel fonksiyonlarda performans artışı, bedensel faaliyetlerde aktivite artışı,entelektüel kapasitede artış,unutkanlığın giderilmesi,uyku düzeninin sağlanması ile insan vücudunun üst düzey bir biyoritme ulaşmasını teşvik eder.
MAGNETOTERAPİNİN ETKİSİ NEDİR?
. Vejetatif sinir sisteminde düzenleyici
. Kemik, kıkırdak, kas ve kan hücrelerinin uyarılması,
. Sinirlerde onarım,
. Yaraların iyileşmesi,
. Ağrıların hafifletilmesi,
. Metabolizma durumunun iyileştirilmesi,
. Daha iyi dolaşım ve madde alışverişi yoluyla daha iyi boşaltım,
. Makrofajların aktifleştirilmesi (Bağışıklık sistemi fagosit hücreleri)
. Adrenalin, noradrenalin, serotonin(stres hormonları) reseptörlerinin hassasiyetinin azaltılması ve böylece stres, depresyon ve anksietenin azaltılması,
. Barsakta plexus myentericusun düzenlenmesi ve böylece sindirim işlevinin düzenlenmesi,
. İmmun sistemin (bağışıklık sistemi) güçlendirilmesi,
. Daha iyi metabolizma ve daha iyi kan dolaşımı sayesinde alınan ilaçlarda iyi etki
. Kalp çarpmasının normalleştirilmesi,
. Solunum kaslarının daha iyi çalışması sayesinde solunum hacminin arttırılması.


  Proloterapi-Mezoterapi
Yazar: umay - 14/10/2018, 21:40 - Forum: Alternatif Tıp - Yorum Yok

Mezoterapi, çok ince ve kısa iğne uçları (4-6mm'lik 29-30g iğneler) kullanılmak suretiyle uygulanan bir yöntemdir.
Mezoterapinin hiç bir yan etkisi yoktur ve uygulama sırasında hissedilen ağrı, iğnelerin boyutlarıyla paralel olmakla beraber oldukça azdır. Bununla birlikte uygulama sahası dezenfekte edildikten sonra lokal anestezik spreyler aracılığı ile uyuşturularak tüm hissin kaybolması da sağlanabilir.
Mezoterapide ilaçların emilimi çok az olduğu için sistemik dolaşıma ilaç geçişi de yok denecek kadar azdır.
Yapılan enjeksiyon sayısı; hastaya, hastalığa ve enjeksiyonun yapılacağı bölgeye göre değişmektedir.
Bölgesel zayıflama ve selülit tedavisinde kullanılan mezoterapi teknik olarak, dolaşım düzenleyici, yağ eritici ve yağ taşıyıcı ilaçlarla belirli vitaminlerin bir karışım halinde cilt altına, mezoderme çok ince iğnelerle verilmesidir.
Selülitli alanda kan akışının ve lenfatik dolaşımın düzenlenmesiyle yağ depozitleri çözülür ve yağ hücreleri yağlarını yakmaya başlar ve sertleşmiş bağ dokusu düzelir.
Hangi Hastalıkların Tedavisinde Mezaterapi Kullanılır?
Mezoterapi sıklıkla;
- Artrit gibi tüm eklem hastalıklarında,
- Boyun ve bel fıtığı ağrıları,
- Siyatalji ve brakialji,
- Migren ve adet ağrıları,
- Spor travmaları,
- Varis,
- Lenf,
- Ödem ve flebit damar hastalıkları,
- Estetik amaçlı selülit,
- Vasküler lekeler,
- Çeşitli cilt problemleri,
- Cilt yaşlanması,
- Saç dökülmesini engellemek,
amacıyla yaygın olarak başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.


  Refleksoloji
Yazar: umay - 14/10/2018, 21:39 - Forum: Alternatif Tıp - Yorum Yok

Kökeni uzak doğu’ya uzanan Refleksoloji, vücuttaki gerilimi almak ve nörolojik hastalıklarda destek tedavi sağlamak amacıyla, ayaklardaki belirli noktalara uygulanan bir masaj tekniğidir.

Yaklaşık 5 bin yıllık geçmişi olduğu bilinen refreksolojinin ilk uygulama yeri Çin olarak bildiriliyor. Günümüzde tamamlayıcı tıp kategorisinde yer alan Refleksoloji, bedendeki serbest enerji akışını sağlamak amacıyla kullanılan etkili ve zararsız bir yöntem olarak kabul ediliyor.Nasıl Uygulanır?

Ayak tabanındaki refleks noktalarına, el ve parmak teknikleriyle ya da ahşap bir çubukla basınç yaparak uygulanıyor. Uygulama sırasında kişi rahatça koltuğa uzanıyor ve ayaklarını tabureye koyuyor. Ayağın refleks noktalarına parmak ya da çubukla basınç uygulanıyor. Kişinin vücudundaki sorunlu bölgeyle ilgili noktaya basınç uygulandığında bir miktar acı hissetmesi doğal karşılanır. Seans boyunca ayaktaki tüm refleks noktaları el hareketleriyle tek tek uyarılıyor.Yararları Nelerdir?

Öncelikle uygulama sonunda tüm bedeninize masaj yapılmış gibi rahatlama hissediyorsunuz. Sinir sisteminiz rahatlıyor, kan dolaşımınız hızlanıyor ve derin dinlenme sağlanıyor. Ayrıca uyku kalitesini artırma, enerji akışını dengeleme, bağışıklık sistemini güçlendirme, vücudu toksinlerden arındırma gibi daha bir çok yararları bulunuyor.Hangi hastalıklarda uygulanabilir?
Beden fonksiyonlarını normalleştirmeye bağlı olarak birçok hastalıkta büyük ilerleme sağlıyor. Başta stres ve anksiyete bozuklukları olmak üzere, panik atak, depresyon, uykusuzluk, bel – boyun fıtığı, otizm, felç, migren, hormon sorunları, romatizma, astım, hazımsızlık, regl ağrıları(Amerika;da yapılan bilimsel bir araştırmaya göre Refleksoloji’nin, Regl öncesi gerginliği % 45 oranında azalttığı kanıtlanmıştır.) gibi pek çok hastalıkta destek tedavi olarak kullanılıyor.


Kimlere tavsiye edilmez?
Refleksoloji’nin özellikle hamileliğin ilk 6 ayında, kanser ve damar tıkanıklığı olan hastalarda, varis sorunu yaşayanlarda ve şeker hastalarında uygulanması tavsiye edilmiyor. Ayrıca uzman olmayan, fizyoloji ve anatomi bilgisine sahip olmayan kişilerce yapıldığında yarardan çok zararını görmenizde mümkün.

Nasıl öğrenilir?
Temel eğitimi 3 günde alınsa da reflekslere verilen tepkileri okumak 1 yıl gibi bir süreyi kapsıyor. Refleksoloji eğitimi verilen kurslar ülkemizde mevcut. Bu kurslarda; ayağın anatomisi, reflekslerin yerlerini saptayabilme, Refleksoloji Teknikleri gibi dersler veriliyor. Bugün bazı Avrupa ülkelerinde Refleksoloji eğitimi veren okullar da bulunmaktadır.
Refleksoloji, batı ülkelerinde en çok kullanılan yöntemlerden biri olarak gösteriliyor. Özellikle engelli çocukların fiziksel ve zihinsel tedavisinde ve de felçli hastalarda yardımcı tedavi olarak yoğun biçimde kullanılıyor. Uygulanan terapi, fizik tedavi çalışmalarındaki verimliliği artırıp, daha çabuk sonuç alınmasını sağlıyor. Kişinin istek ve ihtiyacına göre değişse de terapinin haftada bir uygulanması yeterli görülmektedir.


  Akupunktur
Yazar: umay - 14/10/2018, 21:38 - Forum: Alternatif Tıp - Yorumlar (1)

Akupunktur nedir? Nasıl etki eder? Kaç çeşidi var? Kökeni neresidir?
Akupunktur Çinliler tarafından geliştirilmiş bir tedavi yöntemidir. Latince “Akus” batırmak ve “Punktura” nokta anlamına gelen iki kelimeden oluşur. 
Vücut akupunkturu ve MikroSistemAkuPunkturu(MAPS) olarak 2’ye ayrılır. 

Akupunktur hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır?
Başlıca 3 başlık altında toplanabilir: 
1.    Çeşitli hastalıkların tedavisi ( kabızlık, idrar şikayetleri, yorgunluk, kulak çınlaması, başdönmesi gibi fonksiyonel hastalıklar…)
2.    Analjezi-anestezi ( migren ve diğer başağrıları, omurga ağrıları, eklem ağrıları, enflamatuar hastalıklar)
3.    Alışkanlık tedavisi ( sigara ve kötü beslenme alışkanlıkları) 

Akupunktur nasıl uygulanır? Bir seans ne kadar sürer ve kaç seans uygulanır?
Akupunktur tedavisinde vücudun çeşitli bölümleri kullanılır. Birçok hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu alanlar ise kollar, bacaklar, sırt, karın ve kulaklardır. 
İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek bilgiler iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve uzuvlardaki fonksiyon bozuklukları düzelir. 
Vücudumuzun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir. Vücudumuzda bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktalarına “akupunktur noktaları” denir. Bu noktalar uyarılarak enerji dolaşımı normale döndürülür ve hastalık hali ortadan kaldırılır. Böylece organizma kendi olanaklarıyla hastalığın ortadan kalkmasını sağlar. Hastalığın belirtilerine değil, nedenine yönelik bir tedavi metodudur.
Her bir tedaviye seans denir. Bir seans 15-30 dakika arasındadır. Seanslar hastanın ve hastalığın durumuna göre haftada 2-3 kez veya haftada 1 kez olarak uygulanır. Seans sayısıda hastaya ve hastalığın durumuna göre değişir. 
Akupunkturu kimler yaptırabilir? Kimler yaptıramaz?
Akupunktur herkese uygulanabilir ve doğru endikasyon( teşhis)  konulursa da herkese iyi gelir. Ancak genelleme yapmak gerekirse %10-20 kadar insana etkili olmayabilir. Buna 5-8 seans’lık bir tedaviden sonra karar verilebilir ve tedavi sonlandırılır. Hastanın yaşına, cinsiyetine, tıbbi koşullarına göre seans sayıları farklı olabilir. Ama her hastalığa uygulanmaz, bunu doktorunuz size anlatacaktır. 
Akupunktur çocuklara uygulanır mı? Lazer akupunktur nedir? Nasıl uygulanır?
Evet uygulanır. İğneyi tolere edemeyecek yaşta olanlara laser akupunktur uygulanır. 
Yani noktalara laser ışını tutulur.  Çocuklar dışında kanama bozukluğu olan ve iğne batırılması sakıncalı olan hastalarda da laser ile tedavi yapılabilir.


Akupunktur iğnesi nasıl bir iğne? Akupunktur acılı bir yöntem mi? 

Çok ince iğnelerdir, acı yaratmazlar. Günümüzde yaygın olarak çelik iğneler kullanılmasına rağmen altın ve gümüş iğneler de kullanılır. Her hasta için her seansta yeni steril iğneler açılır ve kullanıldıktan sonra atılır.
Akupunktur öncesi ve sonrasında nelere dikkat etmek gerekir?
Çok aç ve çok tok olunmamalı ve seansa yakın saatlerde ağır spor yapılmamalı. 
Akupunktur ile zayıflamak mümkün mü?
Evet. Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
•    İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.
•    Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.
•    Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.
•    Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.
•    Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.  Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.

Sigarayı bırakmak mümkün mü? 
Tabii mümkün; 
•    Önce sigara bırakmak için belirli bir gün belirleyin, 
•    Bunu çevrenizdekilere ilan edin.
•    Tedaviye başlamadan önce en az 12 saat sigara içmeyin ve öyle tedaviye gelin. Çünkü böylece vücut nikotin açlığı yaşarken muayene edilirse saptanan bulgulara göre tedaviye başlanacaktır.

Bağımlılık çok yönlü bir olaydır ve tedavisi çok yönlü düşünülmelidir. Bu nedenle ben akupunktur yanında diğer Tamamlayıcı Tıp Yöntemlerini de beraber kullanıyorum. Akupunktur nikotinsiz kalmış olan vücudun yaşadığı belirtileri baskılar ve sedasyon etkisiyle zor geçirilen ilk hafta içinde kişiyi  rahatlatır ve devamında sigarasız bir hayata hazırlar. Nöralterapi nikotin’in detoks edilmesi yani hızlı bir şekilde atılması ve vücudun regülasyonunu sağlar. Homeopatik solüsyonlar yine detoksifikasyon için önemlidir. SOE ( singlet oxygene therapy ) sigara nedeniyle oksijensiz kalmış dokuların oksijenasyonunu sağlar.
Manyetik Alan Terapisi ise vücudun ihtiyacı olan frekanslarda  Manyetik Alan yaratarak yine regülasyona katkı sağlar. Detoksifikasyon sağlanmış bir vücudun ilerleyen zaman içinde nikotin isteği olmaz. Yine sigara bağımlılığının derecesine göre telkin yönteminin de tedaviye eklenmesi gerekebilir.
Toplam 2 veya 3 seans tedavi yeterlidir. Bağımlılık düzeyi yüksek olanlarda 3 seans yapmak gerekiyor. Seans aralıkları en az 48-72 saat olmalıdır.
Akupunkturda kulağın önemi nedir?
Kulakta bedenin hemen hemen her uzvuyla ilgili bir akupunktur noktası bulunmaktadır. Örneğin, insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili noktalar kulağında mevcuttur. Bu yüzden akupunktur tedavisinde vücutla beraber veya tek başına kulaktaki noktalar kullanılmaktadır. Öte yandan kulağın bu özelliği, hastalığın belirlenmesine, teşhise  yardımcı olmaktadır. Kulaktan teşhis ve tedavi yöntemine “Auriculomedicine” denilmektedir. 
Vücut akupunkturu nedir? Nasıl uygulanır?
Akupunktur tedavisinde sırt, boyun, el ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Birçok hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu alanlar ise alt kol ve alt bacaklardır. 
Hastalığa göre belli nokta kombinasyonları seçilir ve bu akupunktur noktalarına steril çelik akupunktur iğneleri takılır. Hasta sakin bir odada ve rahat bir sedyede yatırılır, 15-30 dakika bekledikten sonra iğneler çıkarılıp atılır. Bu seanslar haftada 1 ila 3 arasında tekrarlanır. Genellikle 3-4 seans sonra durum değerlendirilmesi yapılarak tedavinin gidişi belirlenebilir. 


  Nöral Terapi
Yazar: umay - 14/10/2018, 21:37 - Forum: Alternatif Tıp - Yorum Yok

Nöral terapi ya da nöral tedavi tanımlaması iyileşme için bedenin network ağına, uyarıcı ve düzenleyici etki edilmesi anlamında kullanılmaktadır.
Otonom sinir sistemi tüm bedenimizi kapsayan network’tür. Kablo gibi sinirlerden oluşmaz. Hücrenin elektriksel potansiyeli, hücreler arası sıvı ve sinirlerden oluşan matriks sistemdir.
Nöral terapide otonom sinir sistemi düzenlenir. Bozucu alanlardaki olumsuz uyaranlar nötralize edilir.
Hastalıklarımızın ve geçmeyen ağrılarımızın temelinde otonom sinir sisteminde oluşan bio-elektriksel hasarlar yer almaktadır. Yaşamımız boyunca geçirdiğimiz mikrobik hastalıklar, ameliyatlar, kazalar, fiziksel ve psikolojik travmalar bio-elektriksel sorunlu alanlara sebep olabilmektedir.
Bademciklerimiz iltihaplandığında, dişimiz çürüdüğünde, diş tedavisi olduğumuzda ya da sezaryen gibi bir ameliyat sonrası o bölgedeki iletişim ağı etkilenir. Yaşam boyu kalıcı olabilen bio-elektriksel hasarlar oluşabilir. Bozucu alan denilen bu bölgelerin cildine yapılan nöral terapi ile iletişimdeki bozukluk düzeltilmektedir.
Nöral terapi bir enjeksiyon tedavisi olarak algılanabilir ama amaç iğneyle ilaç zerk etmek değildir. Aslında en önemli tedavi edici özelliği hekime bozucu alan yaklaşımını kazandırmasıdır. Böylece hekim hastalığın kaynağını bulmak konusunda ciddi yol gösteren bir perspektif kazanır.
Nöral Terapinin Etkili Olduğu Hastalıklar
Nöral terapi hemen hemen her hastalıkta kullanılabilen bir tedavi metodudur.
Özellikle klasik tıbbın yetersiz kaldığı uzun süreli, geçmeyen ağrılarda çok etkindir. Hormonal bozukluklarda, sistemik bazı hastalıklarda da etkili olur. Genel sağlık için koruyucu etkisi de çok yüksektir.

Ağrı Tedavisi

  • Migren
  • Gerilim tip baş ağrısı
  • Küme baş ağrısı
  • Trigeminal nevralji
  • Fibromiyalji (yumuşak doku romatizması)
  • Bel-boyun-sırt ağrısı ve fıtıkları, omurga kireçlenmeleri
  • Tüm nevraljilerde ( zona ağrısı, nöropatik ağrı, sinir travmaları)
[size=undefined]
Nörolojik Hastalıklar[/size]
  • Tüm baş ağrıları
  • Baş dönmesi (vertigo), kulak çınlaması (tinnitus), meniere hastalığı
  • Yüz felci (periferik fasiyal paralizi)
  • Karpal tunel sendromu (el bileği sinir sıkışması), ulnar oluk sendromu
  • Diğer nörolojik hastalıklarda da kullanılabilir.
[size=undefined]
Diğer Hastalıklar[/size]
  • Hormonal bozukluklar, adet düzensizlikleri, erken menopoz
  • Tiroit hastalıkları
  • Vücutta ameliyat izleri
  • Tonsillit gibi sık tekrarlayan enfeksiyonlar
  • Diz, omuz ağrısı, tendinit, spor yaralanmaları
  • Fibromiyalji ve diğer romatizmal hastalıklar

Nöral Terapinin Yan Etkisi Var mıdır?
Nöral terapi yaptırmayı düşünen hastalarda “İğnelerin içinde ne var?” ve “Sinire iğne yapılınca zarar verir mi?” korkusu oluşabilmektedir. Ülkemizde çok bilinmese de neredeyse bir asırdır batıda uygulanan nöral terapinin bilinen hiçbir yan etkisi yoktur.
  • Doğal bir tedavi olarak kabul edilen nöral terapi ilaç tedavisi değildir.
  • İğnelerdeki kısa etkili lokal anestezik maddenin otonom sinir sistemi üzerinde oluşturduğu uyarıdan faydalanılır.
  • İğne cilde yapılır yapılmaz bu uyarı sinir ağında yayılır ve eskiden kalmış sinir hasarları bio- elektriksel olarak düzeltilir.
  • Nöral terapi bazı hekimler tarafından vücuda yapılan iğne tedavileri ile karıştırılmamalıdır. Diğer tedavilerde dokuya ilaç verilir. Nöral terapide ise iğneler çoğunlukla cilde yapılarak olumlu uyarı oluşturulur.
  • Nöral terapide sadece procain ve lidokain lokal anestezik maddeleri kullanılmaktadır. Bu maddelerin anestezik etkisinden faydalanılmaz, bio-elektriksel etkisinden faydalanılır.
  • Procain en kısa etkili lokal anesteziktir. Etki süresi 15-20 dakikadır. Isırgan otu ve acıbademden elde edilen doğal bir maddedir.
[size=undefined]
Nöral Terapi Kimlere Uygulanabilir?
Nöral terapi, çoğunlukla çaresiz, ilaç tıbbında çözüm bulamamış hastaların tercih ettiği bir tedavi metodudur. Hasta veya hasta yakını bir şekilde nöral terapiyle tanıştıktan sonra yeni gelişen durumlarda nöral terapiyi ilk tercih olarak kullanır. Nöral terapi çocuk ve yaşlılar dahil olmak üzere her hastaya uygulanabilir.[/size]
  • Hamile ve emziren annelerde uygulanabilir.
  • Tansiyon, şeker, kalp vb. hastalıklar ve hastanın kullandığı ilaçlar tedaviye engel değildir.
  • Anti-koagülan (kan sulandırıcı) ilaç kullananlarda bazı uygulamalarda dikkatli davranılmalıdır.
  • Nöral terapi sadece myastenia graves kas hastalarında uygulanmaz.
[size=undefined]
Nöral Terapi Nasıl Uygulanır?
Nöral terapi; sinir tedavisi, iğne, enjeksiyon kelimelerini içerir. İğneler sinire yapılmaz. Otonom sinir sistemi her yerdedir. Nöral terapinin amacı uyarım sağlamaktır. Enjeksiyonlar uyarım amacıyla yapılır.
Nöral terapide çoğunlukla cilde yapılan küçük iğneler yeterli olur. Ayrıca organlara, vücuttaki tüm yara ve ameliyat izlerine uygulama yapılabilir.
Bu iğneler “bir yere ilaç zerk etmek” tarzında değildir. Amaç otonom sinir sisteminde olumlu uyarımı oluşturmaktır. Tüm nöral terapi disiplini içinde daha farklı derin iğneler olsa da Gökmen Yaklaşımı’nın uygulandığı hastalar grubunda bu uygulamalara gerek yoktur.
Nöral terapi bir iğne tedavisi olarak algılanmamalıdır. Ayrıca ciddi iğne fobisi olanlara dahi rahatlıkla uygulanabilir. İğneler sinire yapılmaz, cilde yapılır. Kullanılan kısa etkili lokal anesteziğin (procain) bio-elektriksel etkisinden faydalanılır.[/size]


  Homeopati
Yazar: umay - 14/10/2018, 21:36 - Forum: Alternatif Tıp - Yorum Yok

Homeopati Belirtileri Bastıran Değil Tedavi Eden Bir Yöntemdir.
Grekçe’de ‘homeos’ -‘benzer’, ‘pathos’- ‘hastalık’ demektir. Homeopati, ‘benzeri benzer ile tedavi etme’ (similia similibus currentur) prensibine dayanır. Hastalık belirtileri aslında, hastalık ile savaşan vücutta meydana gelen değişikliklerdir. Klasik tıp bu belirtileri ortadan kaldırmaya çalışır; öksürüğü keser, ateşi düşürür, ağrıyı dindirir.. Homeopati ise belirtileri olduğu gibi ele alır, vücudun savunma sistemine dair işaretler olarak görür, bastırmaya çalışmaz ve hastalığın başka bir düzlemde olduğunu savunur. Örneğin, yüksek tansiyon hastaları hayatları boyunca tansiyonlarını dengede tutacak ilaçlar kullansalar bile, genellikle kalp enfarktüsü, beyin kanaması gibi komplikasyonlar neticesinde hayatlarını yitirmektedirler. Bu ve benzeri durumlar, belirtileri ortadan kaldırmanın hastalığı iyileştirmediğini, hatta başka düzlemlerde daha fazla komplikasyona yol açabildiğini göstermektedir.
Homeopati Kişiye Özel ve Bütüncül Bir Tedavi Şeklidir
Herkesin DNA sarmalı kendine özgüdür ve bu sarmal o kişinin fiziksel ve psişik özelliklerini belirler. Homeopatide her hasta için tamamıyla doğal maddelerden (bitkiler, mineraller, organik ürünler, doku ekstreleri..) tek bir karışım (remedi) hazırlanır. Homeopatik remediler sağlıklı kişilerde hastalığa özgü belirtiler oluştururken, hastalarda iyileşme aracı olur. Her remedi, bireye özgü belirtiler bütününe etki eder, çünkü her insanın vücudu ve hastalığı kendisine özgü belirtiler gösterir. Remediler maddelerin enerji verici özelliklerinden faydalanarak vücuttaki uyum ve dengeyi tekrar sağlar, savunma ve iyileşme sistemlerini güçlendirir; bir başka deyişle kişinin ‘yaşama gücünü’ harekete geçirir. Remediler hastanın kendi gücüyle çalıştığı için yan etkisizdir; bebeklerde, hamilelerde ve yaşlılarda güvenle kullanılabilir.
Doğal Hastalık – Doğal İyileşme
Homeopatide kullanılan arnica, veratrum, lycopodium gibi bazı bitkiler Fitoterapi’de ; belladona, kinin gibi bazı ilaç hammaddeleri klasik tıpta kullanılır. Homeopatik ilaçlar bu maddelerin enerjilerini açığa çıkaran ‘potansiyalizasyon’ yöntemiyle hazırlanır. Bu ilaçlar ileri derecede sulandırılır ve mekanik enerjiye tabi tutulur.
Homeopatik ilaçların iyileştirme süreci, hastalıkların kendiliğinden iyileşme sürecine benzer. Önce kişide hastalığın bütün belirtileri görülür. Örneğin bir kişiye astım ve sedef hastalığı için ‘sülfür’ remedisi verildiğinde astımı artmasa bile tıbbi ilaçlar ile baskılanmış sedef hastalığı alevlenecektir. Sonrasında zamanla hastanın hem astımı hem sedefi iyileşecek, yeterli dozda remedi alınmışsa hasta ömrü boyunca aynı şekilde hastalanmayacaktır. Homeopatideki kalıcı etki genellikle tek doz ilaç kullanımıyla sağlanır. Homeopatiden her türlü fiziksel rahatsızlıkta, ciddi kronik hastalıklarda, ruhsal bozukluklarda faydalanılabilir.


  Radyoloji
Yazar: balın - 14/10/2018, 21:33 - Forum: Hastalıklara Göre Tıp Dalları - Yorum Yok

Radyoloji, x ışınları ve diğer görüntüleme yöntemlerinin tıpta tanı ve tedavi amacıyla kullanılmasıdır. İkiye ana başlığa ayrılır.

1-Diagnostik Radyoloji

2-Radyoterapi

Ultrason yöntemleri 

* Ultrasonografi: Bu yöntemde X Işını değil, ses dalgaları kullanılır. Karındaki iç organları (taşların varlığı, tümör ve kitlelerin varlığı, üriner ve jinekolojik sistem incelenmesinde...vs) görüntülemede kullanılır. Hiç bir yan etkisi yoktur. 

* Doppler Ultrasonografi: Damarları görüntülemede kullanılır.


Radyofrekans dalgaları ve manyetik alan

* Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR): Beyin ve omurilik görüntülemesinde kullanılır. Eklemlerin incelenmesinde kullanılır.3 boyutlu görüntüler alınır. Hareketli organları görüntüleri alınır.


Anjiografi 

Genel olarak vücuttaki damarların kontrast maddeler kulanılarak görüntülenmesidir.


Teleradyoloji 

Teleradyoloji, radyoloji görüntülerinin dijital olarak bilgisayarlar arasında internet ya da başka bağlantılar aracılığıyla bir noktadan bir başka noktaya gönderilebilmesidir. Bu yolla çok uzaklarda, hatta başka bir kıtada çekilen bir radyoloji görüntüsü saniyeler içinde binlerce kilometre uzaktaki bir radyolog tarafından değerlendirilebilmekte ve raporlanabilmektedir. Radyolog açığı olan bölgeler için oldukça yararlı bir işlemdir.


  Koah
Yazar: balın - 14/10/2018, 21:32 - Forum: Hastalıklara Göre Tıp Dalları - Yorum Yok

Uzmanlar, dünyada en sık ölüme yol açan 4'ncü hastalık olan KOAH'a karşı uyarıyor!


Koah hastalığınız öğrenmeden önce akciğer nedir onu öğrenelim. Akciğer; Göğüs boşluğunda yüreğin sağ ve solunda az çok piramit şeklinde olan solunum organlarıdır. Solunum'u gerçekleştirmemize yarayan organlarımızdır. Kısa adı koah olan kronik Obstruktif Akciğer Hastalığıysa; Bir akciğer hastalığıdır. Akciğerin tanımını yukarıda yapmıştık bizim için hayati öneme sahip olan akciğerlerimizin hastalanmasınınne kadar kötü bir şey olduğunun farkına varmışızdır herhalde. Koah aslında sadece Kronik Obstruktif Akciğer hastalığı anlamına gelmemektedir. Koah'ta K harfi; Kronik yani Sürekliolan, O harfi; Obstrüktif yani tıkanıklık oluşturan, a harfi; Akciğeri etkileyen, H harfiyse; Hastalık olduğunu tanımlamaktadır. Koah; Anfizem ve kronik bronşiti kapsayan, akciğerlere giren ve çıkan havayı nefes darlığına neden olacak derecede kısıtlayabilen, mutlaka ilerleyen, tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır. Koah süreğen (kronik) bir hastalıktırkoah hastalığı

ANFİZEM NEDİR?

Kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerinde harabiyete neden olan bir hastalıktır. Bunun sonucunda akciğerde elastikiyet kaybı ve nefes darlığı görülür.

KRONİK BRONŞİT NEDİR?
Kronik bronşit, en az iki yıl üst üste ve bu iki yılın en az üç ayında öksürük ve balgamla seyreden ilerleyici bir rahatsızlıktır.



KOAH HASTALIĞININ NEDENLERİ NELERDİR?
1- Mesleki zararlı gazlar, tanecikler(mikro parçacık) solunması.
2- Etkin biçimde sigara kullanımı.
3- Hava kirliliği.
KOAH HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?
1- Öksürük
2- balgam çıkarma
3- Kan tükürme
4- Soluk darlığı
5- Kanın oksijen doymuşluğunda azalma
6- Kalp yetmezliğine bağlı, ayaklarda şişme
7- Göğüste tıkanma
8- Hırıltılı solunum
Koah hastalığının türleri nelerdir?
1- A tipi (Amfizem)
2- B tipi (bronşit)
3- C tipi (karışık)




KOAH HASTALIĞI ASTIMDAN NASIL AYRILIR?
İkisi de aynı kişide olabilir. Benzer belirtilere sahip solunum yolu hastalıklarıdır. Her ikisinde de akciğerlerde enflamasyon var. Ancak altta yatan enflamasyonun özellikleri her iki hastalıkta farklı. Tedaviye yanıtları da iki hastalığın da çok farklıdır.
KOAH HASTALIĞININ VÜCUDA NE GİBİ ETKİLERİ OLMAKTADIR?
1- Hava yolları daralır, yani akciğerlere daha az hava girer.
2- Hava yollarının duvaları kalınlaşır ve şişer.
3- Hava yollarının çevrelerindeki kaslar , kasılır.
4- Hava yollarının içinde sekresyon ( balgam) artması tıkanıklara neden olur.
5- Alveol içindeki hava tıkanıklıktan dolayı geri boşalamaz, göğüsümüzü sıkışık hissederiz.
Koah bulaşıcı bir hastalık mıdır?
Koah bulaşıcı bir hastalık değildir .
AKCİĞERLERİNİZDEKİ HASARIN HIZINI YAVAŞLATMAK İÇİN SİZ VE AİLENİZ NELER YAPABİLİRSİNİZ?
1- Sigarayı bırakın.
2- Kontrollerinizi aksatmayın.
3- Her muayenede ilaçlarınız hakkında konuşun.
4- Nefes alıp vermeniz kötüleştiğinde, hemen hastaneye veya doktorunuza gidin.
5- Evin havasını temiz tutun. Nefes alıp vermenizi zorlaştıran duman ve buharlardan uzak durun.
6- Vücudunuzu dinç tutun. Solunum egsersizlerini öğrenin.
7- Düzenli olarak yürüyüş ve egsersiz yapın.
8- Sağlıklı gıdalar yiyin. Sağlıklı bir kiloya gelin.
Koah hastalığının tedavisi nasıldır?
Koah tedavisinin iki ana amacı vardır. Birincisi hastalığın bulgularını düzeltmek ya da azaltmak, ikincisi ise hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaktır. Günümüzde Koah'ı ortadan kaldıracak, tamamen düzeltecek bir tedavi seçeneği yoktur. Ancak sigaradan uzak durmak bu hastalığı çok büyük ölçüde önler.

Bu hastalığın tedavi programında şunlar yer almaktadır:
1- Sigaranın bıraktırılması.
2- Çevresel ve mesleki sigaraya maruz kalmanın kontrolü.
3- Uzun süreli tedavi.
4- Ani başlayan atakların tedavisi.
Hastalığın derecesine göre tedavi, akciğerlere giden hava miktarını arttırmayı sağlayan bronkodilatatör gerektirebilir. Bunlar doktor kontrolünde düzenli olarak alınması gereken bakım ilaçları ve salbutamol, terbutalin v.b gibi bulguların ve krizlerin üstesinden gelmek için alınan rahatlatıcı ilaçlar olmak üzere iki çeşittir.
Ozon tedavisi gibi destekleyici tedavilerde uygulanabilmektedir.
Ayrıca balgam sulandırıcı ve antioksidan etkisi olan Asetilsistein adlı maddeninin Koah hastalarında yararlı olabileceği düşünülmektedir.
Destek tedavisi için doktorunuza danışarak bitkisel karışımlarda kullanabilirsiniz..


  Tüberküloz (Verem) Hastalığı
Yazar: balın - 14/10/2018, 21:30 - Forum: Hastalıklara Göre Tıp Dalları - Yorum Yok

TÜBERKÜLOZ (VEREM) HASTALIĞI

Tüberküloz, Mycobacterium tuberculosis complex olarak tanımlanan bir grup mikobakteri tarafından oluşturulan, çok değişik klinik görünümlere sahip kronik, nekrozitan bir infeksiyondur. Hastalığın oluşumundan %97-99 oranında Mycobacterium tuberculosis sorumludur.

Basiller, çoğunlukla akciğerlerde hastalık oluşturmalarına rağmen kemikler, eklemler, beyin, böbrekler, sindirim sistemi, omurga gibi organ ve sistemleri de etkileyebilmektedir. Tüberküloz (TB) hastalığı, önlenebilen, tedavi edilip iyileştirilebilen, toplumsal açıdan önemli bir hastalıktır.


VEREM TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR

DÜNYADA TÜBERKÜLOZ

Tüberküloz hastalığı etkili bir şekilde tedavi edilebiliyor olmasına karşın, halen tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olarak varlığını korumaktadır. Tüm dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri tüberküloz basili ile enfektedir. Enfekte kişilerin %5-10'u yaşamlarının bir döneminde hasta olmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) “Küresel Tüberküloz 2015 Raporu”na göre dünya genelinde tüberküloz insidans, prevalans ve mortalite hızları düşmektedir. Buna rağmen küresel TB yükü halen çok yüksektir. 2014 yılında 9,6 milyon yeni vaka ve 1,5 milyon TB’den ölüm olduğu hesaplanmıştır.

Dünyadaki TB vakalarının yarısından fazlası (%58) Güneydoğu Asya ve Batı Pasifik Bölgelerindedir. Hastaların yaklaşık %43’ü Hindistan, Endonezya ve Çin’de bulunmaktadır.



TÜRKİYE'DE TÜBERKÜLOZ

Türkiye'de 2014 yılında toplam 13.378 tüberküloz hastası verem savaşı dispanserleri kayıtlarına girmiştir. Toplam olgu hızı yüz bin nüfusta 17,2'dir.

2014 yılı TB hastalarının %92’si (12.253 kişi) yeni TB olgusu, %8’i (1.125 kişi) önceden tedavi görmüş olgudur. Toplam 13.378 hastanın 7.728’i (%58) erkek, 5.528’i (%42) kadındır.

Hastaların 8.632’sinde (%65) akciğer tüberkülozu varken, 4.746’sında (%35) akciğer dışındaki organlar (lenf bezleri, plevra, kemik, böbrek, beyin vb.) tutulmuştur.

Hastaların %6’sı (809 kişi) yabancı ülke doğumlu hastadır. Yabancı ülke doğumlu TB hastalarında 433 kişi ile (%53,5) Suriye doğumlular birinci sırada gelmektedir. Suriye’den sonra; Azerbaycan, Bulgaristan, Afganistan, Türkmenistan doğumlular sık görülmektedir.

2014 yılında ilaç duyarlılık testi yapılan olguların %4,6’sı (253 kişi) çok ilaca dirençli tüberküloz (ÇİD- TB) bulunmuştur. Çok ilaca direnç oranı yeni olgularda %2,5 (121 vaka), tedavi görmüş olgularda %21,1 (132 vaka) olarak saptanmıştır.

Tüm tüberküloz hastalarında, 2013 yılı için tedavi başarısı %86,3 olarak tespit edilmiştir. Tedavi başarısı yeni olgularda %87,9 ve önceden tedavi görmüş olgularda %67,0’dir. 2013 yılı hastalarında ölüm oranı %4,7’dir (625 vaka).



TÜBERKÜLOZ HASTALIĞI HALEN DÜNYADA ÖNEMLİ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR



TÜBERKÜLOZ NASIL BULAŞIR?

Mycobacterium tuberculosis basili tarafından oluşturulan TB hastalığı hava yolu ile TB hastasından sağlam kişiye bulaşır. En bulaştırıcı olan hastalar tedavi görmemiş, balgam mikroskopisinde ARB pozitif olan akciğer ve larinks tüberkülozlulardır. Nefes vermekle, özellikle de öksürmek, hapşırmak, konuşmak ile mikroplar çevre havaya saçılır. Sağlıklı kişiler bu mikropları nefesleriyle alırlar. Hasta ile yakın ve uzun süreli teması olan kişilere bulaşma riski fazladır. Bunlar; aile bireyleri, aynı evi paylaştığı arkadaşları, işyeri arkadaşları olabilir. Bulaşma için genellikle verem hastası bir kişi ile belirli süre birlikte yaşamak gereklidir.

Solunum yoluyla alınan verem mikrobu verem enfeksiyonuna yol açar. Bu, bir hastalık durumu değildir. Vücutta verem basilinin sessiz durduğu ve adeta hapsedildiği bir durumdur. Vücut direncinin düştüğü bir anda hastalık oluşturur. Hastalık gelişme riskinin en yüksek olduğu dönem ilk iki yıldır. İlk iki yılda %5, sonrasında %5 olmak üzere, yaşam boyu hastalık gelişme riski %10'dur.

Hastaya tüberküloz tedavisi başlandıktan yaklaşık 2-3 hafta sonra bulaşıcılık genellikle sona erer.



TÜBERKÜLOZ HASTALIĞI HAVA YOLUYLA BULAŞIR



KİMLER TÜBERKÜLOZ HASTALIĞI AÇISINDAN YÜKSEK RİSK ALTINDADIR? 

Tüberküloz enfeksiyonu riskini artıran durumlar şunlardır: Yüksek TB prevalanslı yerde yaşamak, TB basiliyle karşılaşma olasılığının yüksek olması, karşılaşma süresinin uzun olması, intrensek (kişisel) duyarlılığın yüksek olması ve TB hastası ile yakın temas öyküsünün olmasıdır.

Tüberküloz enfeksiyonunun aktif tüberküloza dönüşme riskini artıran durumlar şunlardır: Enfeksiyonun yeni gelişmiş olması (ilk 2 yıl), vücut ağırlığının ideal vücut ağırlığından düşük olması, enfekte olan kişinin 0-5 yaşta ya da çok ileri yaşta olması, sigara kullanımı, uyuşturucu kullanımı, uzun süre kortikosteroid kullanımı, bağışıklığı baskılayan tedaviler, bağışıklık sisitemini baskılayan herhangi bir hastalığın (diyabet, silikozis, HIV enfeksiyonu, lösemi, lenfoma, kronik malabsorbsiyon sendromları, transplantasyon, kronik böbrek yetersizliği, hemodiyaliz) varlığıdır.



BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN BASKILANMASI, HASTALIK RİSKİNİ ARTIRAN EN ÖNEMLİ FAKTÖRLERDENDİR




TÜBERKÜLOZ HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR? 

Tüberküloz hastalığı genellikle sessiz bir başlangıç gösterir. Kronik bir tablo vardır. Solunum sistemi semptomları, hastalığa spesifik olmayan genel semptomlar ve akciğer dışı diğer organ bulguları görülebilir.

TB semptomları ve hastalığın ciddiyeti, çok hafifle hayatı tehdit eden tablo arasında değişebilir. Semptomlar/bulgular lokal ve sistemik olabilir. TB hastalığı herhangi bir organ veya dokuyu tutabilir.

Sistemik (Genel) Bulgular; ateş, gece terlemesi, halsizlik, çabuk yorulma, iştahsızlık, kilo kaybı, çocuklarda kilo alamama.

Solunum Sistemi Bulguları: Akciğer tüberkülozunda, öksürük, balgam çıkarma, hemoptizi (kan tükürme), göğüs ağrısı, sırt-yan ağrısı, nefes darlığı gibi bulgular vardır.

Akciğer dışı organ tüberkülozu: Hastalığın olduğu organa özgün bulgular vardır (lenf bezi büyümesi, idrarda kan görülmesi, eklemde şişlik gibi).



2-3 HAFTADAN UZUN SÜREN ÖKSÜRÜKTE TÜBERKÜLOZDAN ŞÜPHELENİLMELİDİR



TÜBERKÜLOZ HASTALIĞININ TANISI NASIL KONULUR?

Tüberküloz hastalığının kesin tanısı balgamda tüberküloz basillerinin gösterilmesi ile konulur. Hastanın yakınmaları ile hastalıktan şüphelenilir. Hastanın değerlendirilmesinde kapsamlı bir tıbbi yaklaşım gerekir: Hastanın öyküsü (anamnezi), fizik bulguları, akciğer filmi, tüberkülin deri testi (PPD) ile hastalıktan şüphelenilir. Bakteriyolojik ya da histolojik inceleme ile tanı kesinleştirilir. Verem savaşı dispanserlerinde tanı işlemleri, tedavi, ilaçlar ve takip ücretsizdir. Tüm tüberküloz ilaçları Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz olarak verilmektedir.



TÜBERKÜLOZ HASTALIĞININ KESİN TANISI, BALGAMDA TÜBERKÜLOZ BASİLLERİNİN GÖSTERİLMESİ İLE KONULUR



TÜBERKÜLOZ HASTALIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Tüberküloz hastalığı uygun ilaç tedavisi ile iyileşebilen bir hastalıktır. Tedavide birden fazla ilacın düzenli ve yeterli süre birlikte alınması gerekmektedir. İlaçlarını önerilen şekilde aksatmadan, yeterli sürede içen hastaların hemen hepsi başarıyla tedavi edilir.

Tedavide kullanılabilecek temel ilaçlar; İzoniyazid, rifampisin, etambutol, pirazinamid veya morfozinamid ve streptomisin'dir. Tedavi süresi en az altı aydır. Tedavinin ilk iki ayından sonra ilaç sayısı azaltılmaktadır. Bazı özel durumlarda tedavi süresi uzatılabilmektedir. İlaçların her gün düzenli bir şekilde alınması çok önemlidir.

Tedavi, bulaşıcı bir hastalık olan veremle savaşın en önemli yöntemidir. Düzenli tedavi hem hastanın iyileşmesini sağlar, hem de bulaşıcılığı hızla önleyerek toplum sağlığını korur. Bu nedenle, hastanın tedavisinin düzenli sürdürülmesi ve tamamlanması gerekir.



TÜBERKÜLOZ HASTALIĞI UYGUN İLAÇ TEDAVİSİ İLE İYİLEŞEBİLEN BİR HASTALIKTIR



İLACA DİRENÇLİ TÜBERKÜLOZ NEDİR?

Tüberküloz hastalığında ilaç direnci, mutasyonlarla oluşur. Doğal suşlardaki direnç oranları son derece düşüktür. Uygun tamamlanmayan tedavi (tek ilaçla tedavi, yetersiz ilaç kombinasyonları ile tedavi ve tedaviye aralar vermek) ile ilaç direnci gelişmektedir.

İlaca dirençli TB, tüberküloz tedavisinde önemli bir sorundur. İlaç direnci olan olguların tedavisinin verem savaşı programı çerçevesinde sistematik olarak ele alınması gereklidir.

İlaca dirençli tüberkülozu olan hastalar da tedavi edilebilir. Ancak bu hastaların tedavisi; daha uzun sürmesi, daha çok yan etki yaratması, daha pahalı olması ve bazen ameliyat da gerektirmesi nedeniyle daha zordur.

Dirençli tüberküloz hastalarının tedavileri sadece bu konuda uzmanlaşmış göğüs hastalıkları eğitim ve araştırma hastanelerinde ve bazı üniversite hastanelerinde yapılmaktadır.



DÜZENSİZ UYGULANAN YA DA TAMAMLANMAYAN TEDAVİ, İLAÇ DİRENCİNE YOL AÇAR



DOĞRUDAN GÖZETİMLİ TEDAVİ (DGT) 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından tüberküloz kontrol programları için önerilen tedavi yöntemi Doğrudan Gözetimli Tedavi (DGT)'dir. DGT, verem hastasının tüm tedavisi boyunca ilaçlarının her dozunu bir görevli ya da sorumlu kişinin gözetiminde içmesi ve bunun kaydedilmesidir.

DGT uygulamasının temel nedeni, hastaların genellikle tedaviye uyumsuz olmalarıdır. Verem hastalarının tedavileri en az 6 ay (ilaç direnci olan vakalarda bu süre uzayabilir) olmak üzere uzun bir zaman almaktadır. Tedavi sürecinin uzun olması ve tedaviye başladıktan sonra hastaların bir-iki hafta içerisinde iyileşme belirtileri göstermelerinden dolayı verem hastaları tedavilerini yarım bırakabilmektedirler. Bunun sonucunda hastalarda nüks, ilaç direnci, kronikleşme gibi istenmeyen sonuçlar görülebilmekte, tedavi süreci uzayabilmekte ve bu hastalar toplum açısından bulaşma kaynağı oluşturabilmektedirler.

DGT uygulamaları ile tedavi başarısı ve kür oranları artarken hastalık insidansı düşmektedir. Ayrıca nüks oranları, ilaç direnci oranları da düşmektedir. Etkili ve başarılı bir tedavi için, aktif olarak hastalara ilaç içirmek gereklidir.


  Pulmonoloji
Yazar: balın - 14/10/2018, 21:29 - Forum: Hastalıklara Göre Tıp Dalları - Yorum Yok

Zatürre

Türkiye'de ölüme sebep olan hastalıklar arasında beşinci sırada, enfeksiyona bağlı ölümler arasında ise birinci sırada yer alan zatürreden, erken teşhis ile kurtulabilirsiniz
Zatürre, akciğerlerde meydana gelen iltihaplanma neticesinde ortaya çıkan son derece ciddi bir hastalıktır. Tıbbi literatürde pnömoni olarak isimlendirilen bu hastalık; virüs, bakteri ve parazitlerin akciğere yerleşmesi neticesinde gelişmeye başlar. Zatürre, Türkiye'de ölüme sebep olan hastalıklar arasında beşinci sırada yer alırken enfeksiyona bağlı ölümler arasında birinci sıradadır. Zatürreye yakalanan kişilerde ölüm oranı ise yüzde 5'tir ve bu hiç de hafife alınacak bir rakam değildir. 

ÜÇ TİPİ VARDIR 
Alveoller, akciğerlerde bulunan ve oksijen- karbondioksit değişimini sağlayan hava kesecikleridir. Zatürreye sebep olan virüs veya bakteriler, vücuda girdiğinde alveollerin etrafına yerleşerek bölgede iltihaplanmaya sebep olur. Hayati öneme sahip oksijenin yönetiminde görev yapan alveollerin iltihaplanması, hastalığın tedavi edilememesi durumunda ölümle sonuçlanmasına yol açabilir. Yapılan araştırmalar neticesinde zatürreye sebep olan 90'a yakın mikroorganizma tespit edilmiştir. Bunlar arasında 23 tanesi oldukça yaygın ve hastalık oluşturma anlamında kuvvetlidir. Zatürre, üç tipte görülebilir. Bunlardan ilki ve en yaygın olanı, virüs zatürresidir. İkincisi, daha ağır seyreden lober zatürresidir. Üçüncü zatürre tipi ise iyi tedavi edilmeyen akciğer hastalıklarından kaynaklanan bronköpnomonidir. 

KORUNMA YOLLARI 

Zatürreden korunma yöntemleri denildiğinde akla ilk gelen, zatürre aşısı olarak bilinen pnömokok aşısıdır. Bu aşı, koruyucu etkileri bilinen kuvvetli bir seçenektir. Ancak herkese yapılması gereklidir gibi bir ifade kullanamayız. Pnömokok aşısı, zatürreye yol açtığı kesinleşen 23 tip mikroorganizmaya karşı geliştirilmiştir. 

AŞI ETKİLİ 

Kalp hastaları, kronik akciğer rahatsızlığı olanlar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler, kronik böbrek hastalığı olanlar ve 65 yaş üzeri yaşlılar; doktor kontrolü ve tavsiyesiyle aşılanabilecekler arasında yer alır. Pnömomok aşısının koruyucu etkisi oldukça yüksektir. Aşılanma aralığı kişiden kişiye ve durumdan duruma değişiklik gösterir. Mutlaka doktor tavsiyesiyle yapılmalıdır. Aşılanma dışında sayılabilecek korunma yöntemleri arasında, dengeli ve doğru beslenmenin yanında sigara ve alkol kullanmamak sayılabilir. 

BULAŞICI MIDIR ? 

Bu sorunun cevabı maalesef evet! Zatürre bulaşıcıdır ancak bu mikrobu alan herkes zatürre olmaz. Kimi bünyelerde hafif öksürük ve ateşle atlatılabilir. Son derece ciddi sonuçlar doğurabilen bu hastalık, ilgili virüsün vücuda girmesiyle başlar. Bu bakteri ve virüsler, sıcağın etkisiyle bozulan yiyeceklerden, kirli sudan, egzoz gazı gibi çevreyi kirleten gazları solumaktan bulaşabilir. Soğuk su içildiğinde, özellikle çocukların zatürre olmak konusunda ikaz edildiğini duymuşsunuzdur. İlk başta hurafe gibi gelen bu tembih, aslında bilimsel bir temele dayanıyor. Çok soğuk içecekler içildiğinde boğazdaki bakteri florasında bozulmalar yaşanabilir ve bu durum, fırsatçı mikropları harekete geçirerek hastalığın oluşmasına sebep olabilir. Zatürre mikrobu taşıyan kişilerle yakın temasta bulunmak ve aynı çatal ve kaşığı kullanmakla hastalık, kişiden kişiye de geçebilir. Ayrıca vaktinde tedavi edilmeyen bronşit de zatürreye dönüşebilir. 

BELİRTİLERİ 

Yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren bu hastalıkla karşı karşıya geldiğinizde belirtilerin benzerliği sebebiyle şiddetli gribe yakalandığınızı düşünebilirsiniz. Şiddetli baş ağrısı, aniden gelen baş dönmeleri, üşüme, titreme, soluma bozuklukları, sırt ağrısı, yorgunluk ve dalgınlık hissi, az idrara çıkma, öksürük ve yüksek ateş; sayılabilecek belirtiler arasında yer alır. Zatürre, tedavi yöntemini seçme aşamasında iki türle ifade edilir. Bu iki türün belirtileri birbirinden farklıdır. 
-Tipik zatürre: Ani ve gürültülü başlangıç, üşüme titreme ile 39-40 dereceye varan yüksek ateş, öksürük, iltihaplı balgam çıkarma ve nefes alırken batıcı göğüs ağrısı ile ani olarak ortaya çıkar. 
-Atipik zatürre: Belirtiler sinsi bir seyir gösterir. Ateş çok yüksek değildir. Kuru, inatçı öksürük dışında iştahsızlık, halsizlik, kas ağrıları, bulantı, kusma, baş ağrısı gibi akciğer dışı organlara ait şikayetler görülebilir. 


AKCİĞER FİLMİ VE KAN TESTİ İLE TANI KONULUR

Zatürre , kişiye ciddi sıkıntılar veren zorlu bir hastalıktır. Zatürre mikrobu alan kişilerin günlük rutinlerini yerine getirmesi neredeyse imkansız bir hal alır. Yukarıda saydığım belirtileri hissettiğinizde, biraz dinleneyim geçer gibi erteleme yollarına girmeyin ve durumunuzu mutlaka ciddiye alın. Zatürre tanısı muhakkak bir uzman doktor tarafından konmalıdır. Tanı koymada en önemli veri, akciğerin dinlenmesiyle kontrol edilen solunum fonksiyonundaki bozukluklardır. Akciğer filmi ve kan testleri de tanı koymada destekleyici yöntemler arasında sayılabilir. 

ANTİBİYOTİK ALERJİSİ OLANLARIN TEDAVİSİ UZAR
Erken teşhis hayat kurtarır! Zatürre tedavisinde antibiyotik kullanımı sıklıkla başvurulan yöntemler arasında yer alır. Hastalığın tedavisinde izlenecek yol, teşhis edilme süresiyle yakından ilgilidir. Erken teşhis edildiğinde hastalar evde tedavi edilebilirken, geç kalındığı durumlarda hastanede, hatta yoğun bakımda takibe alınırlar. Vaktinde uygulanmayan tedavi hastalığın kolayca ilerlemesine ve farklı rahatsızlıkların oluşmasına sebep olabilir. Bunlar arasında üst solunum yolu hastalıkları, kalp hastalıkları, beyin zarı iltihaplanması, kanser ve yutkunma güçlüğü sayılabilir. 

BOL SU İÇİN 

Antibiyotik tedavisinin uygulandığı bu hastalıkta, antibiyotik alerjisi olanlar için süreç uzayıp zorlaşabilirken inatçı virüslerin varlığı tedaviye yanıt alınamamasına sebep olabilir. Hastalık boyunca bol su içmek ve dinlenmek, mutlaka yapılması gerekenler arasında yer alır. Günlük diyetinize bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirecek gıdalar eklemek, hastalıkla savaşmada en iyi yardımcılarınızdan biri olabilir.


mersin bayan escort mersin escort bayan